diyetisyen-rehberi

              MOLEKÜLER BESLENME

Genetik ve genomik bilimi hızla gelişmektedir. Yeni teknolojiler ve bilimsel keşifler, besinlerin ve beslenme kalıplarının sağlık bakım ve hastalık gelişimini nasıl etkilediği konusundaki anlayışı derinleştirmektedir. Epigenetikteki gelişmeler ve mikrobiyolojinin sağlık ve hastalık üzerindeki etkisi beslenme ve sağlığın anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Transkriptomik (beslenme maruziyetinin gen ekspresyonunu genomik ölçekte nasıl etkilediğini anlamak için bir yaklaşım), proteomik (protein ekspresyonu ve fonksiyonunu anlamak için bir yaklaşım)ve metabolomik (spesifik diyet maruziyetlerine yanıt olarak hücre veya vücut sıvıları içindeki metabolitlerin genel kalıplarını incelemek için kullanılan bir yaklaşım) gibi pek çok omik yaklaşımı, besin-genom etkileşimlerinin anlaşılmasına yardımcı olmaktadır (1).

Tüm insan genomunu klonlamak, planlamak ve dizilemek için yapılan bir çaba olan İnsan Genom Projesinin tamamlanması, beslenme anlayışını geliştirmiştir. Sağlık ve beslenme alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gelişmesiyle, tarım (gelişmiş bitkiler ve hayvansal besin kaynakları) ve insan sağlığına uygulanmakta olan Nutrigenomik alana odaklanılmaktadır. Nutrigenomik, besin maddelerinin veya biyoaktif diyet bileşiklerinin gen ekspresyonunu nasıl etkilediğini ve bir kişinin bazı hastalıklara karşı olan riskini araştırmaktadır. Nutrigenomiğin uzun vadeli amacı, tüm bedenin gerçek besinlere  “sistem biyolojisi” adı verilen entegre bir yaklaşımla nasıl yanıt verdiğini anlamaktır (2).

Kişisel genetik bilgiler, büyük oranda, tüketici genetik test endüstrisinin ilerlemesiyle kolaylıkla elde edilebilir hale gelmiştir. Genotipleme işleminin maliyetinin düşürülmesinin bir sonucu olarak, bireyler nispeten düşük bir maliyetle çeşitli sağlık durumlarına duyarlılıkları hakkında kişisel geri bildirim alabilmektedir. Kişiye özel tıbbı savunanlar, bir kişinin genetik profiline uyarlanmış sağlık önerilerinin, genel populasyon temelli önerilere kıyasla davranış değişikliği üretmede daha etkili olabileceğini iddia etmektedir (3).

Günümüzde halk sağlığı çabaları, tüketici tarafından bilinçli ve sağlıklı besin seçimi yapılmasına teşvik ederek, ‘sağlıklı bir diyet’ oluşturmayı amaçlamak üzere sonuçlandırılmıştır. Buna göre, çeşitli sağlık otoriteleri ve düzenleyici kuruluşlar; genel populasyonun beslenmesini iyileştirmeyi amaçlayan yönergeleri uygulamak için besin ürünlerinin beslenme kompozisyonunu değerlendirmektedir. Bu nedenle, ‘besinlerin beslenme kompozisyonuna göre sınıflandırılması’ olarak tanımlanan besin profili (NP) geliştirilmiş ve sağlık iddialarını düzenlemek, tüketicilerin seçimlerini yönlendirmek ile besin vergilendirmesi için mantıksal bir gerekçe sağlamak gibi çeşitli amaçlarla çeşitli NP planları önerilmiştir.

Bununla birlikte, yalnızca besin içeriğine dayalı bir besin maddesi sıralamasını sağlayan; NP’den gelen tavsiyeler, besin alımına yanıt olarak bireyler arasındaki davranışsal ve genetik heterojenite ile ilgili bireysel değişkenliği hesaba katmamaktadır. Özellikle, genetik bir perspektiften polimorfizm tat reseptörlerini kodlayan genleri veya insülin, leptin, grelin, kolesistokinin ve karşılık gelen reseptörler gibi bir dizi çevresel sinyal peptidini kodlayan genleri derinden etkilemektedir. Dolayısıyla, populasyon temelli önerilerin önleyici stratejilerini kişiselleştirilmiş beslenme önerisine kaydırmak çok ilgi çekici bir önerme olarak algılanmaktadır (5).

Kişiselleştirilmiş beslenme, doğrudan tüketici testleri (DTC-testleri) olarak adlandırılan, internetteki tüketicilere doğrudan erişilebilen genetik testlerin geliştirilmesi ve pazarlanmasına yol açan bu bilimin olası uygulamalarından biridir. DTC test sayısı her geçen yıl artmaktadır. Tüketicilerin DTC testlerine olan ilgisi artmaktadır ve araştırma, genotip ve fenotip arasındaki ilişkileri tanımladığı için özellikle nutrigenomik alanda bu testlerin ticarileştirilmesinin zamanla büyümesi beklenmektedir (6).

Bu testlerle;

  • MTNR1B geninde bulunan iki polimorfizmin, rs10830963 ve rs8192552’nin obezite ile ilişkili olduğunu bildirilmiştir ve MTNRB1’in Tip 2 diabetes mellitus ve son zamanlarda gestasyonel diabetes mellitus ile de ilişkili olduğu gösterilmiştir (4). APOE geni, kolesterol ve lipid metabolizmasının kilit bir düzenleyicisidir. APOE’yi hedefleyen gen temelli kişiselleştirilmiş beslenme, standart diyet önerilerine göre serbest yağ asitleri alımını azaltmada daha etkili olsa da, diyet değişikliği üzerine APOE riski bilgisinden hiçbir yararının olmadığı görülmüştür (7).MTHFR gen polimorfizmlerinin, beden kütle indeksi (BKİ) ile tanımlanmış obezite ve yağsız kütle ile ilişkili olduğu ve beden kütle indeksinin (BKİ) ve yağsız kütlenin MTHFR geninin bulunduğu kromozom 1p36’ya bağlandığı bulunmuştur (8). TAS1R2 genindeki varyasyonun tatlı tat üzerindeki etkisi incelenmiştir (9). Yağ kitlesinde ve obezite ile ilişkili (FTO) gendeki yaygın bir polimorfizm, Rs9939609 (A / T), obezite ile ilişkilendirilmiştir ve ayrıca Tip 2 diyabet riski ile ilişkilendirilmiştir. Tip 2 diyabetli hastalarda, özellikle kadınlarda, FTO genindeki Rs9939609 (A / T) polimorfizmi ile yüksek yağ ve düşük posa tüketimi arasında yeni bir ilişki olduğu kanıtlanmıştır (10). Bir diyet tedavisinin etkinliğini önceden değerlendirmek için yapılan genetik testlerin etkinliği, komplikasyonları önlemek ve muhtemel bir ilaç tedavisinin sosyal maliyetlerini azaltmak için diyet tedavisi yaklaşımının kuşkusuz bir avantajıdır (8) ve lisanslı diyetisyenler (RD), danışanları ile nutrigenomik hakkında konuşacak en kaliteli sağlık uzmanı olarak düşünülmektedir. Bu bağlamda, RD’lerin, bu bilimin uygulamalarına entegre edilmesi için bilgi ve beceriler kazanmaları çok önemlidir. Bu sonuçların ışığında beslenme lisans programlarının bir parçası olarak ön yeterlilik eğitimi, gelecekte RD’lerin nutrigenomik alanında yetiştirilmesi için en iyi yol gibi görünmektedir. Genomik; yakın gelecekte, kişiselleştirilmiş tıpta yeni yaklaşımlara kapı açmaya yardımcı olacaktır (6).

DEĞERLİ OKURLAR; moleküler beslenme, nutrigenetik ve nutrigenomik oldukça kapsamlı konulardır. Daha detaylı bilgi almak isteyenler aşağıdaki makaleleri okuyarak detaylı bilgi sahibi olabilirler.

Sağlıkla kalın

Yazar : Reyhan ORAL

KAYNAKÇA

1)Kathryn M. Camp, MS, RD ve ark. ‘Position of the Academy of Nutrition and Dietetics: Nutritional Genomics’, J The Academy Nutr. Diet. (2014), 114 (2): 299-312 2) Barak S, Mudgil D, Khatkar B. ‘Nutrigenomics: The Emerging Face of Nutrition’, International Journal of Current Research and Review (2011), 3 (6): 105-114

3)Nielsen D. E, El-Sohemy A. ‘Disclosure of Genetic Information and Change in Dietary Intake: A Randomized Controlled Trial’, PLoS ONE (2014), 9 (11): e112665. doi:10.1371/journal. pone.0112665

4) Goni L,Cuervo M, Milagro I. F, Martínez J.A. ‘Gene-Gene Interplay and Gene-Diet Interactions Involving the MTNR1B rs10830963 Variant with Body Weight Loss’, J Nutrigenet Nutrigenomics, (2014),7: 232–242

5) Gregori D, Foltran F, Verduci E. ve ark. ‘A Genetic Perspective on Nutritional Profiles: Do We Still Need Them? ‘, J Nutrigenet Nutrigenomics, (2011), 4: 25–35

6) Cormier H, Tremblay B.L, Paradis A.M ve ark. Nutrigenomics – Perspectives From Registered Dietitians: A Report From The Quebec-Wide E-Consultation on Nutrigenomics Among Registered Dietitians. J Hum Nutr. Diet. (2014), doi:10.1111/jhn.12194

7) Fallaize R,  Celis-Morales C,  Macready A. L. ve ark. ‘The Effect of The Apolipoprotein E Genotype on Response to Personalized Dietary Advice İntervention: Findings From The Food4Me Randomized Controlled Trial’, Am J Clin Nutr. (2016), doi:10.3945/ajcn.116.135012

8) DiRenzo L, Marsella L. T, Sarlo F. ve ark. ‘C677T Gene Polymorphism of MTHFR and Metabolic Syndrome: Response to Dietary İntervention’, Journal of Translational Medicine  (2014), 12: 329

9)Dias A. G, Eny K. M, Cockburn M. ve ark. ‘Variation in The TAS1R2 Gene, Sweet Taste Perception and Intake of Sugars’ , J Nutrigenet Nutrigenomics (2015); 8: 81–90

10) Steemburgo T, Azeved M. J, Gross J. L. ve ark. ‘The rs9939609 Polymorphism in the FTO Gene Is Associated with Fat and Fiber Intakes in Patients with Type 2 Diabetes’, J Nutrigenet Nutrigenomics (2013); 6: 97–106

 

 

mail-grubu