İnsulin Direnci ve Hipoglsemi Ataklarında Beslenme

0
1200
www.diyetisyenstore.com

Yemek yedikten sonra, öğünde yer alan “karbonhidrat” adını verdiğimiz besin öğesinin sindirilmesi sonucu oluşan “glukoz”  kana geçer ve kan şekeri böylelikle yükselir.

Temel enerji kaynağımız olan “glukoz” pankreastan salınan bir hormon olan “insülin”in yönlendirmesi ile hücre içine girer, depolanır veya enerji üretiminde kullanılır. İnsülin, dokular tarafından yakıtların kullanımını düzenleyen en önemli hormonlardan biridir.

Hücrelerin yüzeyinde insülin hormonunu algılama özelliği olan “reseptör” denilen yapılar bulunmaktadır. Bu reseptörler sayesinde dolaşımda bulunan insülinler yakalanır. O esnada hücre içi glukoz taşıyıcıları sayılarını arttırır ve glukozu hücre içine alırlar.

İnsülin direnci bu basamaklardan bir veya birkaçında gerçekleşen problemler sonucu ortaya çıkar. “İnsülin Direnci”; dokuların, insülinin glukozu hücre içine gönderme etkisine karşı direnç geliştirmesidir. Bu da glukozun hücre içine alınmasını zorlaştırır. Bu olay sonrasında kanda artmış olan glukoz insülin salgılanmasını uyarmaya devam eder. Böylece

hem hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği), hem de hiperinsülinemi (insülin hormonunun yükselmesi) birlikte gözlemlenir.

Zamanla insülin direnci etkisini kas, karaciğer ve yağ dokularında da gösterir. Önce kas dokusunda glukoz yıkımı azalır ve toklukta kan şekeri yükselmeye başlar. Normalde insülinin bir görevi karaciğerde glikoz üretimini baskılamaktır. Ancak İnsülinin karaciğer dokusundaki etkilerine karşı direnç oluşarak karaciğerden glukoz çıkışı artış göstermeye başlar. Böylelikle açlık kan şekerinde ve gün içinde de kan şekeri yüksekliği görülmeye başlar. Eğer pankreasta bir bozukluk yoksa (erken dönemlerde) aşırı insülin salınımı ile şeker metabolizması normal seyreder. Pankreasın zaman içinde işlevini yerine getirememeye başlaması nedeni ile insülin salınımı azalmaya başlar ve Bozulmuş Glikoz İntoleransı, Tip 2 diyabet gelişir. İnsülin direnci olan bireyler kardiyovasküler hastalıklar açısından da risk altındadır.

İnsülin direnci olan kişilerde aslında vücut bu problemi çözebilmek adına gereğinden fazla insülin “hiperinsülinemi” salgılayarak normal şeker (karbonhidrat) metabolizmasını sürdürmeye çabalamaktadır. Bu dönemde fazla insülin salınımına bağlı birey “hipoglisemik ataklar” şekerin normalin altına düşmesi” de yaşamaktadır. Bu da hızlı yemek yeme, açlıkta fenalık hissi, baş ağrısı, sinirlilik, huzursuzluk, açlığa tahammülsüzlük, yemekten hemen sonra tekrar açlık hissi, tatlı krizleri ve çabuk acıkma gibi belirtiler gösterir. Hızlı kilo artışı görülür. İnsülin direnci olan bireyler çok daha kolay kilo alır ve zor kilo verirler.

Bu tarz şikâyetleri olan bireylerin öncelikle mutlaka bir İç Hastalıkları Uzmanı ya da bir Endokrin ve Metabolizma Uzmanı ile görüşmeleri gerekir. Bireyin metabolik durumunun tespit edilmesi kilo kontrolü ve diyabet gelişiminin önlenmesi açısından önemlidir.
Doktor kontrolünde Beslenme ve Diyet Uzmanınız ile başlayacağınız multidisipliner tedavi ise insülin direncini azaltıcı medikal tedavi ile yaşam tarzı değişikliklerini (Tıbbi Beslenme Tedavisi ve Egzersiz) kapsamakta olup kilo yönetimini kolaylaştıracaktır.

Yazının devamını okumak için burayı tıklayınız.

http://www.melisbabansevim.com/h3.html

mail-grubu